BARODAN HABERLER

DENİZLİ’DE YAPILAN TÜRKİYE BAROLARI “ÇEVRE VE KENT HUKUKU TOPLANTISI”NA KOMİSYON BAŞKANIMIZ AV.SEVDA SEVİLMİŞ VE TBB DELEGEMİZ AV.İSMAİL HAKKI ATAL KATILDI.

143 görüntülenme
21/07/2019
DENİZLİ’DE YAPILAN TÜRKİYE BAROLARI “ÇEVRE VE KENT HUKUKU TOPLANTISI”NA KOMİSYON BAŞKANIMIZ AV.SEVDA SEVİLMİŞ VE TBB DELEGEMİZ AV.İSMAİL HAKKI ATAL KATILDI.

Türkiye Baroları Çevre ve Kent Hukuku toplantılarının üçüncüsü 13-14 Temmuz tarihlerinde Denizli barosunun ev sahipliğinde yapıldı.

Çalıştaya Baromuz Çevre ve Kentleşme Komisyonu Başkanı Av. Sevda Sevilmiş, TBB delegemiz ve komisyon üyemiz Av. İsmail Hakkı Atal katıldı.

Baroların Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu temsilcileri ile bu alanlarda çalışmalar yürüten avukatlar ve bazı akademisyenlerin katılımıyla 2 gün süren çalıştayda özellikle Büyük Menderes Havzasının yaşadığı sorunlar, jeotermal santrallerin Aydın ve Denizli kentinin topraklarını, sularını, havasını nasıl zehirlediği, bölgenin içinde bulunduğu çevresel krize dair paylaşımlar yapıldı.

Türkiye gündemli ekolojik sorunlar, iklim değişikliği sorunu ve madencilikten, HES’lere, termik santrallerden, sit alanlardan otoyol geçirilmesine, Van Gölü kirliliğinden tabiat varlıklarının ve kültürel mirasın korunmasına dair ülkemizin her bir noktasında doğanın, yaşamın korunmasına yönelik hukuki mücadele hatları konuşuldu.

Adana, Ankara, Antalya, Artvin, Aydın, Burdur, Bursa, Diyarbakır, Hatay, Isparta, İzmir, Kırklareli, Kütahya, Manisa, Mersin, Muğla, Sakarya, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon, Uşak, Van, Zonguldak Baroları olarak toplam 23 Baro katıldı.

Prof. Dr. Mehmet Zencir, Aydın Ziraat Mühendisi Odası Başkanı Ziraat Mühendisi Mahmut Nedim Barış, Aydın E.Tabip Odası Başkanı Dr. Metin Aydın, 41. Dönem EMO Yönetim Kurulu Başkanı Elektrik Mühendisi Musa Çeçen, Aydın Barosu üyesi Avukat İsmail Türkbay, İzmir Barosu üyesi Avukat Arif Ali Cangın, Prof. Dr. Mustafa Duran'ın sunumları ve katkılarıyla yapılan Çalıştayın ikinci gününde aşağıda ismi geçen baroların imzacı olduğu bir sonuç bildirgesi hazırlandı.

Sonuç Bildirgesi

Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının yok edildiği, küresel iklim krizinin içinde bulunduğumuz günlerde, her kentin kendi özelinde de büyük ekolojik sorunlar yaşadığı tespit edilmiştir. Kütahya, Uşak bölgesinde yoğunlaşan madencilik, Denizli ve Aydın’da sanayi atıklarının yanı sıra, yenilenebilir ve temiz enerji diye sunulan jeotermal santraller, tarımsal alanları tamamen yok etmektedir. Bölgede yaşayan, tarımla geçinen halkın ekonomik gücü azalmakta, santrallerin yarattığı hastalıklar ise en çok da kanser vakalarının artışında kendini göstermektedir.

Türkiye’nin zeytin, üzüm ve incir üretim deposu olan Aydın’da bu ürünlerin kalitesi ve niteliği, denetimsiz jeotermal santrallerin verdiği çevresel zararlardan dolayı her geçen gün düşmektedir. Jeotermaller, bulundukları bölgede asit yağmurlarına neden olarak doğrudan tüm canlı yaşamına zarar vermekte, yeraltına tekrar basılmayan artık sularda bulunan ağır metaller suyu ve toprağı kanserojen hale getirmektedir. Bir zamanların tarım alanı olan Büyük Menderes havzasını besleyen nehir, artan kirlilikten dolayı artık bir zehir nehri haline gelmiştir. Kamu kurumları birincil görevleri olan denetim ve izleme faaliyetlerini, büyük sermayenin maden ve enerji alanında yoğunlaşmış şirketlerine karşı yerine getirmemektedir. Daha verimli ve etkin olacak diye devlet tarafından daha önce özelleştirilen sektörlerde, hiçbir denetim mekanizması çalışmamakta, çevresel zararlar kamunun üzerine bırakılırken, kârlar birkaç özel şirketin olmaktadır.
Bölgelerin kendi özelliğini göz ardı ederek ve Türkiye topraklarının geleneksel tarım üretiminden koparılarak vahşi madencilik ve enerji sektörüne alan açmanın sonuçları yakıcı olarak kendini göstermektedir. Bu bölgelerdeki bitki ve hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar bize canlılar üzerindeki tahribatın yıkıcılığını anlatmaktadır. Sanayi atıklarına karşı izleme ve kontrol mekanizmalarının çalışmaması, tarım topraklarını, suyumuzu ve havamızı kirletmekte, son aşamada bu kirlilik insan sağlığına ve tüm ekosisteme büyük zararlar vermektedir. Temiz hava ve temiz su tüm canlıların temel ortak ihtiyacı ve doğada parayla alınıp satılabilecek bir meta değilken, bugün temiz suya erişim, ciddi bir hak sorunu olarak karşımızdadır. Suların özelleştirilmesinden vazgeçilmeli, evlerimizde akan suyun içilebilecek nitelikte olması sağlanmalı ve su kaynakları ve çevresi mutlaka korunmalıdır
Bölgede yoğunlaşan kirliliğe rağmen Kütahya Murat Dağı’nda bulunan ormanlık alana, üstelik 1. Derece deprem bölgesinde bulunmasına rağmen altın-gümüş madenciliği için izin verilmesi hiçbir bilimsel mantıkla açıklanamaz. Maden şirketlerine her türlü kolaylık gösterilirken, sektör temsilcilerinin hâlâ şikayet ederek kendilerine yeni ayrıcalıklar talep etmesi ise bu sektör temsilcilerinin tüm topluma ve yaşama karşı yabancılaştıklarının göstergesidir. Talep ettikleri ayrıcalıklar verilmemelidir. Zeytincilik Kanunu hiçbir şekilde madenciler lehine değiştirilemez. Yaşam alanlarını mahveden madenciliğe karşı Bergama'dan Cerattepe'ye yürütülen yaşamı ve hukuku savunma mücadelesini sürdürme kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.
Toplum yararına yatırımlar, tarihi, kültürel ve doğal varlıkları dikkate alan, tüm canlıların geleceğini öncelik kılan projelerin değerlendirilmesi ve ülke geleceği açısından tehdit oluşturmaya müsaade etmeyecek şekilde önceliği kamu yararı olan denetleme mekanizmalarının mutlaka işletilmesi gerekmektedir. Fukuşima ve Çernobil felaketlerinin sonuçları gözümüzün önündeyken Akkuyu’ya yapılmak istenen Nükleer Santralin temelinde çatlaklar oluştuğu haberlerine karşı, olaya ciddiyetle yaklaşılmamıştır. Böyle bir durumun yaratacağı olası faciaların etkisi yüzyıllarca sürebilir ve bölgedeki tüm canlıların felaketi anlamına gelebilecektir. Yetkililer olası zararlara karşı, gerekli önlemleri almamaktadırlar. Bugünkü ve gelecek kuşakların yaşamı için çok büyük tehlike yaratan, dünyayı radyoaktif atık deposu haline getiren nükleer güç santrali projelerine karşı mücadelemiz sürecektir.
Yaşadığımız ekolojik kriz, küresel kapitalizm merkezli çevre ve kentleşme politikalarının sonucudur.Türkiye’de de kapitalizm, içine girdiği krizi doğaya saldırarak aşmak istemektedir. Türkiye’deki Başkanlık rejimi ise bu sistemin bir parçasıdır ve yaşam odaklı değil, güç odaklıdır. İdare, anayasal sorumluluk ve görevlerini yerine getirerek doğayı ve hayatı korumalıdır, hukuk kurallarını usulen değil işlevsel olarak doğayı ve halk sağlığını korumayı amaçlayarak uygulamalıdır. Hukuk güvenliğini ortadan kaldıran, idarenin denetlenebilirliğini sınırlayan, demokrasiyi, sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkına ilişkin hukuki güvenceleri aşındıran başkanlık rejiminden bir an önce vazgeçilmelidir.
Toplum bir bütün olarak yaşam haklarına sahip çıkmalı ve temel haklarından ödün vermemelidir. Bu nedenle merkezi iktidarın rant odaklı politikalarına karşı bir kent hakkı ve çevre isyanı olarak gördüğümüz Gezi sürecinin kriminalize edilerek bazı Gezi bileşenlerine dava açılması, çevre savunucularının kararlılığından bir şey kaybettirmeyecektir. Savunulan kent hakkı ve tüm canlıların yaşam hakkıdır.
Biz aşağıda imzası olan Türkiye Barolarına kayıtlı kent ve çevre hukukuyla ilgili çalışmalar yürüten avukatlar ve Baro komisyon temsilcileri, sağlıklı çevrede yaşama hakkının ihlal edilmesine karşı mücadelelerimizi kararlılıkla ve birlikte yürüteceğimizi belirtir, bu çerçevede dördüncü toplantının Eylül ayı içinde Şanlıurfa Barosu ev sahipliğinde gerçekleştireceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

ADANA BAROSU ANKARA BAROSU ANTALYA BAROSU
ARTVİN BAROSU AYDIN BAROSU BURDUR BAROSU
BURSA BAROSU DENİZLİBAROSU DİYARBAKIR BAROSU
HATAY BAROSU ISPARTA BAROSU İZMİR BAROSU 
KIRKLARELİ BAROSU KÜTAHYA BAROSU MANİSA BAROSU
MUĞLA BAROSU SAKARYA BAROSU
ŞANLIURFA BAROSU TEKİRDAĞ BAROSU 
YALOVA BAROSU VAN BAROSU ZONGULDAK BAROSU

Diğer Haberler