BARODAN HABERLER

Cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığı ve eşitlik ilkesi

1271 görüntülenme
26/01/2016
Cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığı ve eşitlik ilkesi
ESER KARAKAŞ25 Ocak 2016, Pazartesi Gazeteci-yazar Ahmet Altan, salı günü (19 Ocak 2016) Haberdar internet sitesinde çok ilginç bir yazı yayınladı (Polisleri göndermişsiniz). Yazının ana teması yazara yönelik bir soruşturma girişiminin hukuk hataları, özensizlikleriydi ama bir bölümünde, aşağıda bu bölümden alıntı yapıyorum, Cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığı ilkesi üzerine çok ilginç bir yorum yer alıyordu. "Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bakın. Kendisi gibi düşünmeyenleri hiç çekinmeden "alçaklıkla" suçluyor. Cumhurbaşkanları sadece "vatana ihanetten" yargılanıyor biliyorsunuz, başka suçlardan yargılanmıyor. Bu madde, cumhurbaşkanları suç işleseler de hoş görüleceği varsayımına değil, cumhurbaşkanlarının "suç işlemeyeceği" varsayımına dayanır. "Alçak" demek bir suçsa cumhurbaşkanı "alçak" diyemez. Eğer bir ülkede bir cumhurbaşkanı kendi vatandaşlarına "alçak" derse, "alçak" demek suç olmaktan çıkar. Bu sıfat cumhurbaşkanı da dahil herkes için kullanılabilir. Böyle olmazsa, cumhurbaşkanı için ayrı, vatandaşlar için ayrı yasalar var anlamına gelir. Bu da Anayasaya aykırıdır." Böyle diyor Ahmet Altan. Malum, Anayasa'nın 10. maddesi, üst başlık "Kanun önünde Eşitlik", şöyle: "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." Anayasanın 105. maddesi son paragraf da, üst başlık "Sorumluluk ve sorumsuzluk halleri" Cumhurbaşkanının vatana ihanet suçundan yargılanma koşullarını belirtiyor: Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır. Şimdi gelelim Ahmet Altan'ın gündeme getirdiği çok ilginç yaklaşıma; Cumhurbaşkanı dokunulmazlığı Sayın Cumhurbaşkanı vatana ihanet dışında bir suç işlerse görmezden gelme mecburiyeti anlamında mıdır, yoksa cumhurbaşkanlarının suç işlemeyeceği varsayımına mı dayanmaktadır? Anayasanın eşitlik ilkesini de düşündüğünüzde, hukuksal çerçeveye daha yakın yorum cumhurbaşkanlarının suç işlemeyeceği, anayasa ihlalleri yapmayacağı yorumudur. Bu konuda aşağıda bir Danıştay kararını da dikkatlerinize sunuyorum. Cumhuriyet'in yüzüncü yılına yaklaşıyoruz. Bu süre içinde Cumhuriyet 12 cumhurbaşkanı çıkarmış, yüz milyonu aşan vatandaş arasından tebarüz eden söz konusu on iki cumhurbaşkanının suç işlemeyecekleri varsayımı akla daha yakın duruyor. Peki cumhurbaşkanları açık suç işlerler, anayasayı ihlal ederlerse ne olacaktır? Sistem, hukuk, yukarıda belirttiğim nedenlerden bu soruya cevap vermemiş, bu noktada cumhurbaşkanlarının nezaket, nezahet ve özenlerini, izanlarını zımnen öne çıkarmıştır. 'Alçak, beşinci kol, lümpen...' demek suç değil mi? Şimdi de gelelim son gelişmelere, mesela akademisyenler bildirisi karşısında Sayın Cumhurbaşkanı'nın kullandığı ifadelere: "Alçak, beşinci kol, lümpen, çeyrek porsiyon, vs." Bu aşamada mantık, suç işlemeyeceği, hakaret etmeyeceği ön kabulü ile yasal bir çerçeve içinde değerlendirilmiş cumhurbaşkanlığı statüsü için biraz karmaşık hale gelmektedir. Bir öğretim üyesi Sayın Cumhurbaşkanına "Çeyrek porsiyon Cumhurbaşkanı, alçak Cumhurbaşkanı, lümpen Cumhurbaşkanı" diyebilir mi? Bence diyemez ve dememelidir ama Sayın Cumhurbaşkanı da bir öğretim üyesine yönelik, bir değil, sayıları şimdi iki bine ulaştı, alçak, beşinci kol, lümpen, çeyrek porsiyon ifadelerini asla kullanamaz, kullanmamalıdır ama Sayın Cumhurbaşkanı bu ifadeleri kullanmış ve sistemi hukuk mantığı açısından kanımca kilitlemiştir. Ahmet Altan'ın yorumuna göre cumhurbaşkanları suç işlemeyeceklerine göre, alçak demek, beşinci kol demek suç olmaktan çıkmaktadır, bundan sonra birilerinin başkalarına, hatta cumhurbaşkanına alçak, beşinci kol, lümpen demesi normalleşmektedir. Bu da çok olumsuz bir durumdur, adeta kaostur. Eğer bu ifadeler suç ise, şunu iyi bilelim, cumhurbaşkanlarının büyük bir sorumsuzlukla suç işleme özgürlükleri yoktur, dokunulmazlık bu demek değildir. Herkes kanunlar önünde eşittir Ahmet Altan'ın yaptığı bu ilginç ve şık hukuk yorumuna ben de bir şeyler ama biraz daha sıradan şeyler eklemek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı'nın, şayet kendisinin bir profesöre alçak demesi cezasızlık kapsamında iken o profesörün Cumhurbaşkanı'na aynı terimlerle yanıt vermesi suç ise bu durum en temel insan ilişkilerine de, mütekabiliyet ilişkisine de, hatta kibarlığa da aykırıdır. Dahası, bunları olumlu anlamlarıyla kullanıyorum, İstanbul tipi yani pusucu olmayan kabadayılığa da, Kasımpaşalılığa da aykırıdır. İstanbul kabadayılığı raconunda eli bağlı insana yumruk atmak, dili olmayana sövmek ayıptır. Rahmetli Refii Cevat Ulunay'ın tabiriyle "Büyük Fırtınalar" raconuna uymaz. Sayın Cumhurbaşkanı demiyorum, daha öncelerin Erdoğan'ın, Kasımpaşa'da doğmuş, büyümüş, Ulunay kültürüne yakın olması gereken Recep Tayyip Erdoğan'ın eli bağlı birine yumruk attığını, konuşma hakkı olmayan birine "alçak, beşinci kol" dediğini rüyamda görsem doğrusu hayra yormazdım ama bu durum şimdi aynen yaşanıyor. Bu yaşananlar Türkiye için, herkes için ama öncelikle de Sayın Erdoğan için kanımca çok üzücü, Cumhurbaşkanlığı için de üzücü, Kasımpaşalılık için de, kabadayılık raconu için de çok üzücü. Twitter'dan görüyorum, bir arkadaş göndermiş, iznini alamadığım için adını veremiyorum, Danıştay 12. Dairesi'nin 16 Şubat 1979 tarihli bir kararı var, yani yaklaşık 37 sene önce, Cumhurbaşkanımız da Sayın Fahri Korutürk. Konu Cumhurbaşkanı tarafından Cumhuriyet Senatosu'na seçilecek üyelerle ilgili, Anayasa'da (1961) da bu üyelerin nitelikleri belirlenmiş ama bu alanda yargısal bir denetim olamayacağına göre galiba "ya bu koşullara uyulmaz ise?" gibi bir soru takılmış zihinlere. Danıştay 12 Dairesi de kararında aynen şöyle diyor: "Devletin başı ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve milletini, birliğini temsil, Anayasayı sayacağına yemin eden Cumhurbaşkanının Anayasada öngörülen koşullara uymayacağı düşünülemez." Bu karara ulaşmak isteyenler "İdari Yargı Dergisi, sayı 8, s.53, Danıştay 12. Daire'nin 16.2.1979 gün ve E.79/547, K.79/575 sayılı karara" bakabilirler. Lütfen Danıştay'ın 1979 tarihli Cumhurbaşkanı yorumuna, bir de bugün yaşananlara, Anayasadaki açık tarafsızlık hükmüne rağmen anamuhalefet partisi başkanı ile o kişinin SSK genel müdürlüğü dönemindeki "hijyen" koşullarını tartışmaya açan mevcut Cumhurbaşkanı'mıza bakın. Bu tabiri çok sevmem, pek inanmam da, toplumlar geri pek gitmezler ama 1979'dan günümüze cumhurbaşkanlarının hukuka, anayasaya uygun tavır belirlemeleri konusunda geri gitmişiz desem çok mu yanlış olur? Yorum yazımı hukukçu olmayan bendenizin bir hukuk, anayasa yorumu ile noktalayayım: Cumhurbaşkanlarının dokunulmazlıkları muhtemelen bir anayasal ilke olarak görülebilecek devletin sürekliliği kavramına dayanıyor ama öte yanda da herkesin kanunlar önünde eşit ilkesi, ayrımcılık yapmadan uygulanma ilkesi var. İki anayasa ilkesinden hangisi öne çıkar sizce? Bence, vatandaşların, buna cumhurbaşkanları da dahil, kanun önünde eşitliği ilkesi hepsinin önünde gelir çünkü bu ilke olmadan ne demokrasi ne de cumhuriyet olur.
Diğer Haberler