BARODAN HABERLER

BAROMUZ, İHD, KESK, DİSK, ATO VE TMMOB, AÇLIK GREVİNDE OLAN AİLELERE DESTEK VERDİ.

292 görüntülenme
20/05/2019
BAROMUZ, İHD, KESK, DİSK, ATO VE TMMOB, AÇLIK GREVİNDE OLAN AİLELERE DESTEK VERDİ.

BAROMUZ, İHD, KESK, DİSK, ATO VE TMMOB, AÇLIK GREVİNDE OLAN AİLELERE DESTEK VERDİ.

“ÖLÜM DEĞİL, YAŞAM KAZANSIN!”

Baromuz, İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi, Adana Tabip Odası, DİSK, KESK ve TMMOB’un çağrısıyla bir araya gelen 32 kurum ve siyasi partilerin temsilcileri cezaevlerinde devam eden açlık grevi ve ölüm oruçlarına dikkat çekti.

İsmet İnönü Parkı’nda yapılan açıklamaya, milletvekili Tülay Hatimoğulları, Baro Başkan Yardımcımız Av. Sabahattin Gümüş katıldı.

1 Mart'tan bu yana çocuklarının sağlığından endişe eden tutuklu aileleri, hem hükümeti hem de demokratik kesimleri göreve çağırdılar.

Açıklamada, cezaevlerinde devam eden açlık grevleri ve ölüm oruçlarının gelinen aşamada ülkemiz adına kaygı verici olduğu ifade edildi.

BASIN AÇIKLAMASI

“Türkiye cezaevlerinde devam eden açlık grevleri ve ölüm oruçları için gelinen aşama ülkemiz adına kaygı vericidir. Ölüm oruçları ve açlık grevlerinin geldiği aşama itibarıyla yaşam hakkı açısından kritik bir noktaya gelmiş ve yarın çok geç olacaktır. Dolayısıyla herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz. Sorunun, insan yaşamını temel alan bir anlayış ve pratikle çözüme kavuşmasını diliyoruz. Çünkü açlık grevlerindeki, ölüm oruçlarındaki mahpuslar; her geçen gün, her geçen saat ölüme biraz daha yaklaşmaktadır. Dışarının sessizliği önce ölüm orucunda olanları, sonra açlık grevinde olanları peşi sıra vicdanlarımızı ve insanlığımızı kaybettirecek.
Hakkâri milletvekili Leyla Güven’in 8 Kasım 2018 tarihinde başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık 2018 tarihinden itibaren 50 den fazla cezaevinde yüzlerce mahpusun katılımı ile yayılmış ve 1 Mart 2019 itibarı ile binlerce mahpusun katılımı ile kitlesel bir açlık grevine dönüşmüştür. 30 Nisan tarihinde 15 mahpus ve 8 Mayıs itibariyle 15 olmak üzere toplam 30 mahpus ise ölüm orucu eylemi başlatmıştır.
Bu süreçte cezaevlerinde 8 mahpus yaşamına son vermiştir. Bir mevsimi geride bırakan açlık grevleri büyüklüğü ve sonuçları açısından toplum olarak altından kalkamayacağımız bir insani kriz aşamasına varmıştır.
Ekim 2017 tarihinde güncellenen ve açlık grevlerinde hekim tutumu üzerine temel belge olan Dünya Tabipler Birliği (DTB), Malta Bildirgesi’nin giriş bölümü 1. Maddesinde de belirtildiği üzere “…..Açlık grevleri genellikle taleplerini başka yollardan ortaya koyma imkânları bulunmayan kişilerin başvurdukları bir protesto biçimidir….”denilmektedir. Biz, Adana’daki demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek odaları olarak meselenin politik tartışma yanından ziyade, yaşam hakkı ve hukuki talepler noktasından soruna yaklaşıyor, “ölüm değil, yaşam kazansın” diyoruz.
Bir hak talebi ya da bir durumu protesto için başlatılan açlık grevlerinin ölümlerle sonuçlanması vicdan sahibi herkes için bir acı kaynağıdır. Açlık grevleri izleme heyetlerinin ve bağımsız hukukçuların takipleri sonucu ortaya çıkan veriler, birçok mahpusun ileri derecede görme, işitme, tansiyon, dengesizlik, unutkanlık, yüksek ateş sorunu yaşadığını, sıvı almada zorlandığını ve yaşamlarının kritik bir eşikte olduğunu göstermektedir. 
Bugün ise, çoğu, yıllardır cezaevlerinde yeterli besine ulaşmamış olan, kronik hastalıkları bulunan, sağlık birimlerine ve tedaviye ulaşma ile ilgili ciddi problemler yaşayan mahpuslar için açlık grevi oldukça zorlayıcı bir süreçtir ve her an ölümle sonuçlanma ihtimalini barındırmaktadır. 
Açlık grevini sürdüren mahpusların sağlık durumunun geldiği kritik aşama, tıp etiği ilkeleri ve mahpus haklarına dair kurallar gereği, cezaevlerinin bir an önce kapılarını bağımsız sağlık ve hukuk heyetlerine açması gerektiğini göstermektedir. Çünkü cezaevlerindeki mevcut sağlık birimleri ne sağlık personeli sayısı açısından ne de cezaevi revirlerinin olanakları açısından açlık grevindeki binlerce mahpusu takip etme kapasitesine sahip bulunmamaktadır. 
Yasaların eşit uygulanmasını sağlamak ve cezaevlerinde tutulmakta olan mahpusların yaşam hakkını korumak devletin görevidir. 
Hukuki bir talep ile başlanılmış olan açlık grevlerinin çözüme kavuşturulması iktidar açısından hiç de zor değildir. Bunun için yeni bir yasal düzenlemeye dahi ihtiyaç yoktur. Anayasa ve yasaların eşit uygulanması tek başına yeterlidir. 
Bununla birlikte, hiçbir şeyin yaşamdan daha kutsal olmadığını düşünen bizler, açlık grevlerinin olası ölüm ve geri dönüşü olmayan sakatlıklar yaşanmadan öncelikle sona erdirilmesi için gerekli insani duyarlılığın gösterilmesini, demokratik ve hukuki yollarla çözüme kavuşturulmasını istiyoruz. 
Özellikle son günlerde, cezaevleri önünde açlık grevinde olan çocukları için ses olmaya çalışan, oturma eylemi yapan annelerin kolluk kuvvetleri tarafından uğradığı şiddet ve kötü muamele kabul edilemez. Annelerin bu insani talebi karşısında kolluk kuvvetlerinin şiddete başvurması, annelere kötü muamelede bulunmasını açıkça kınıyor ve bu tarz yaklaşım ve pratiklerin derhal son bulmasını talep ediyoruz.
Bizler aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak; geçmişte yaşanan acı tecrübelerin tekrar yaşanmaması için, hükümeti sorunun çözümü doğrultusunda bir an önce sorumluluk almaya, evrensel hukuk ilkeleri ve yaşam hakkını önceleyen bir bakış açısı ile hareket etmeye çağırıyoruz. 
Başta Kürt meselesi olmak üzere, tüm toplumsal sorunlarımızın barışçıl, demokratik ve evrensel hukuk değerlerini yaşamsallaştırarak çözümü mümkündür. Bu ülke yeterince ölümü gördü, yaşamı yücelten, demokrasiyi geliştiren, insan haklarına saygılı bir ülke görmek istiyoruz, bunun için demokratik mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. 
Toplumsal sorunlarımızın barışçıl ve demokratik temel evrensel ilkelerle çözümü için mücadele eden bizler, yaşam hakkını ve evrensel hukuk ilkelerini önceleyen bir bakış açısı ile sorunun çözümü için siyasal iktidarı bir an önce adım atmaya ve sorumlu davranmaya, tüm kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz. “

Diğer Haberler