BARODAN HABERLER

BAROMUZ ÇEVRE VE KENTLEŞME KOMİSYONU 22 MART DÜNYA SU GÜNÜ NEDENİYLE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI

229 görüntülenme
25/03/2020
BAROMUZ ÇEVRE VE KENTLEŞME KOMİSYONU 22 MART DÜNYA SU GÜNÜ NEDENİYLE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI

BAROMUZ ÇEVRE VE KENTLEŞME KOMİSYONU 22 MART DÜNYA SU GÜNÜ NEDENİYLE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI

“ SUYUN HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ CORONA VİRÜS’LE MÜCADELE EDERKEN DAHA İYİ ANLAŞILMIŞTIR”

Baromuz Çevre ve Kentleşme Komisyonu tarafından 22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle yaptığı yazı açıklamayla " Suyun önemi, Dünyadaki ve Türkiyedeki su potansiyeli, özelikle Ülkemiz iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek Akdeniz havzasında yer alması, yeraltı suyu- yerüstü suları potansiyeli, kuraklık, su kaynaklarının kirlilik unsurları" na da dikkat çekti, COVİD-19 salgın riskine karşı da sık el yıkama ve hijyen konusunda temiz suya erişimin önemine işaret edildi.

BASINA VE KAMUOYUNA

Canlı yaşamındaki en önemli değerlerden biri olan su kaynaklarının önemine ve durumuna dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 22 Mart 1993 tarihli kararından beri her yılın mart ayının yirmi ikisi Dünya Su Günü olarak kutlanmaktadır.

Dünya Su Günü’nün bu yılki teması ‘Su ve İklim Değişikliği’ olarak belirlenmiştir.

​Çözümsüzlüğü nedeniyle bir krize dönüşen iklim değişikliği sorunu ve su birbiriyle doğrudan ilgilidir.

​Kapitalizmin enerji ihtiyacını karşılamak için tüketilen fosil yakıtların (kömür, petrol, doğalgaz) sebep olduğu küresel ısınma, kentleşme, ormansızlaşma, nüfus artışı ve kaynakların aşırı kullanımı, atık ve kirlilik vb. tahribatlar sonucu gezegenimizin sahip olduğu iklim sistemi geri döndürülemeyecek şekilde bozulma noktasına gelmek üzeredir.

​Birleşmiş Milletler’e bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından 2018 yılında ‘Küresel Isınmada 1,5°C Raporu’ yayınlamıştır.

Rapora göre, 2030 yılından önce küresel ısınmanın +1.5°C’de sınırlanması gerektiği aksi halde iklim sistemi içerisindeki döngülerde bozulmalara göre hava olaylarına bağlı yaşanacak afetlerin sayısında ve şiddetinde artış, biyolojik çeşitlilikte azalma, deniz seviyesinde yükselme, aşırı kuraklık, mercan resiflerinde yok olma, sıcak hava dalgaları gibi sorunların artacağı belirtilmiştir.

​ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 2019 yılında küresel ısınmanın +1.1°C’ye ulaştığını açıklanmıştır. Isınma arttıkça iklim sistemindeki değişiklik tehlikeli bir boyuta doğru gitmektedir. İklim değişikliğinin etkileri ülkemizde sert bir şekilde hissedilir aşamaya gelmiştir.

​Meteoroloji Genel Müdürlüğü ‘2014 Türkiye Kuraklık Değerlendirme Raporu’na göre, Ülkemiz, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en fazla etkilenecek bölge Akdeniz havzasında yer almaktadır. Bu bölgedeki en büyük iklim riskleri yağış azlığı ve buna bağlı kuraklık, su kıtlığı, yer altı sularında azalma; kıyı alanlarının bozulması, buna karşılık ekstrem yağışlarda artışlar, artan sıcaklıklarla birlikte artan buharlaşma, sıcak hava dalgaları ve buna bağlı sağlık riskleri vb. şeklinde kendini gösterecektir.

​Dünyada mevcut suyun yüzde 3’ü tatlı sudur. Tatlı suyun yüzde 75’i kutuplar ile yüksek dağlarda buzul halinde ve önemli bir bölümü ise yeraltında bulunmaktadır. Yüzde 3 olan tatlı suyun ancak yüzde 1’i içilebilir niteliktedir. Halen gelişmekte olan ülkelerde 1.4 milyar insan temiz içme suyuna sahip değildir. Dünya nüfusu arttıkça tatlı su kaynaklarına yönelik talep de artmakta ve her 20 yılda bir bu talep iki misline çıkmaktadır. 1950 yılında su kıtlığı çeken ülke sayısı 12 iken, 1990 yılında bu sayı 26’ya, 2012 yılında ise 43’e ulaşmış durumdadır. 2050 yılı için yapılan tahminler ise kıtlık çekecek ülke sayısının 65 olacağını göstermektedir. Türkiye su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1519 metreküp/yıl civarındadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) 2030 yılında Türkiye nüfusunun 100 milyon olacağını ve kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1120 metreküp/yıl olacağını öngörülmektedir.

Türkiye’de mevsimler ve bölgeler arasında büyük farklılıklarla birlikte yıllık ortalama toplam yağış 646mm’dir. Türkiye bazı yıllarda normallerinin altında yağışlar alarak kuraklık problemi ile karşı karşıya kalmakta; 2009-2012 yılları arası yağışlar normallerinin üzerindeydi fakat 2013 yılı yağışı normallerinin %13 altında gerçekleşerek kuraklık problemini yeniden ülke gündemine getirmiştir.

Ülkemiz su kaynaklarının yüzde 73’ü sulama, yüzde 11’i sanayi, yüzde 16’sı kentsel tüketim için kullanılmaktadır.
​Özetle, kapitalist modernitenin kontrolü altındaki insan eylemlerinden ve kapitalizmin kar odaklı kontrolsüz üretim faaliyetlerinden kaynaklanan küresel ısınma ve iklim değişikliği sorununun su üzerindeki oluşturduğu tehdit her geçen yıl büyümekte, su döngüsü ve su varlığı değişmekte, temiz suya erişim zorlaşmakta, ülkemizin içinde bulunduğu su stresi de artmaktadır.

​Suriye’de 2006-2010 yıllarında yaşanan kuraklık kırdan kente göçleri arttırmış ve kentte meydana gelen mezhepler-kültürel karşılaşmalar 2011 yılında silahlı çatışmaların başlamasını kolaylaştırmıştır. 2019 yılında Zimbabwe’de yaşanan kuraklık ve kıtlık neticesinde milli parklarda yaşayan 200 fil ve diğer hayvanlar kitlesel bir şekilde ölmüştür. Çeşitli bilimsel araştırmalarda iklim değişikliği arttıkça virüs gibi patojenlerin yayılma oranının arttığına dikkat çekilmiş, içinde bulunduğumuz yeni tip korona virüs (Covid-19) salgınından korunma yollarından biri olan sık el yıkama ve hijyen konusunda temiz suya erişimin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.

​İklim değişikliğinin su kaynaklarını etkilemesi su ile bağlantılı olan tarım, enerji, hayvancılık, turizm gibi sektörlerin de etkilenmesi demektir. Ülkemizde de su kaynakları üzerindeki yanlış politikalara ve yanlış kullanıma ek olarak iklim krizinin derinleşmesiyle içine girdiğimiz kuraklık trendi de suyun önemini hiç olmadığı kadar arttırmıştır. Türkiye’de bazı havzalarda kullanılabilir su kaynaklarının azalması nedeni ile gıda ve enerji güvenliğinin tehlikeye gireceği tespit edilmiştir. Yağış ve buharlaşma gibi parametrelerin değişmesi ile ülkemizde bitki deseni değişmekte, kuraklık ve taşkın riskleri ile ani ve aşırı hava olayları sıklığı artmaktadır. Su, enerji, tarım ve iklim arasındaki ilişki karmaşıktır. İklim krizi, su, gıda ve enerji sistemlerinin güvenliğini de tehdit etmektedir.​

​Sonuç olarak, yarı kurak bir iklim kuşağında yer alan ülkemizin kuraklığın şiddetini yakın bir gelecekte bugünkünden çok daha fazla hissedeceği açıktır. Suyun artan önemi göz önünde bulundurularak, ilerideki yıllarda, suyun yönetiminde, kuraklık planlarına göre suyun yeniden kullanımıyla ilgili sistemlerin geliştirilmesi ve sulama tekniklerinin iyileştirilmesi çabaları yoğunluk kazanmalıdır. Bu nedenle küresel iklim değişiminin su kaynaklarımız üzerine olası etkileri araştırılmalı, su kaynaklarımız meteorolojik şartları göz önüne alarak yönetilmelidir. Ayrıca Akdeniz Havzası genelindeki su kaynaklarıyla ilgili bölgesel değişiklikleri belirlemek üzere bölgesel projelere gereksinim vardır. Bu nedenle, su tedarikini kamusal bir hizmet olmaktan çıkardığı için tüm su özelleştirilmelerinden vazgeçilmeli, su ticari bir meta olmaktan çıkarılmalı, ekolojik döngünün gerektirdiği şekilde ve tüm canlıların ihtiyacı gözetilerek kamu yararı, halkın ortak çıkarı doğrultusunda suya planlı erişimin sağlanması, su kaynakları tesislerin planlanmasının yapılması, tüm faaliyetlerde iklim değişiminin söz konusu etkilerinin de göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır.

​Bilim insanlarının uyarıları da dikkate alınarak su politikaları ile su kaynaklarının hukuki statüsü rasyonel şekilde belirlenmeli, suyun planlı kullanımını sağlayacak bilimsel ve teknolojik çalışmalar teşvik edilmelidir. Suyun korunması ve iklim krizine yönelik çalışmalara hız verilmeli, hem kamu kurumlarında hem de yerel yönetimlerde bu ilke doğrultusunda hizmet üretilmelidir.
Toplantıya üyelerimiz, görsel ve yazılı basın mensupları katılmıştır.

Diğer Haberler